Orucu bozan şeyler şunlardır:
1- Cinsel ilişki
2- Yemek
3- İçmek
4- Meninin şehvetle inmesi
5-Yeme ve içme manasına gelen şeyler
6- Kasten kusmak
7- Hacamatla kan aldırmak
8- Hayız ve nifas kanının çıkması.
Yemek, içmek ve cinsel ilişkinin orucu bozduğunun delîli Allah teâlâ’nın şu ayetidir: “Şimdi onlara yaklaşın ve Allah'ın sizler için yazdığını isteyin. Ta fecrin beyaz ipliği siyah iplikten size seçilinceye kadar yiyin, için. Sonra da ertesi geceye kadar orucu tam tutun.” (Bakara: 187)
Şehvetle meninin inmesine gelince bunun delîli Allah teâlâ’nın şu hadîsi kutside söyledikleridir: “Kulum, yemesini, içmesini ve şehvetini benim için terk ediyor.” (İbn Mace) Meninin gelmesi bir şehvettir. Bunun delîli Peygamber
صلى اللّٰه عليه وسلم ’in şu hadîsidir: “Birinizin cinsî münasebetinde bile sadaka vardır.” Ashâb: Ya Resûlallah! Birimiz şehvetini tatmin eder de, onda da ecir mi olur? diye sormuşlar. Resûlüllah صلى اللّٰه عليه وسلم şöyle cevap vermiş: “Ne dersiniz, o kimse şehvetini haramla tatmin ederse, ona günah olur mu? İşte bunun gibi helâlde tatmin ettiği zaman da ona sevap olur.” (Muslim) Tatmin edilen şey dışarı atılan menidir. Bu sebepledir ki tercih edilen görüşe göre birleşme olmaksızın şehvetle ve dokunmakla gelse bile mezi orucu bozmaz.
Beşincisi yeme ve içme manasına gelen şeydir ki bu insanı yemekten ve içmekten müstağni kılan besleyici iğnelerdir. Çünkü bunlar her ne kadar yemek ve içmek olmasa da insanı yemekten içmekten müstağni kıldığı için yemek ve içmek anlamındadır. Bir şeyin anlamını taşıyan onun hükmünü de alır. Bu sebeple vücudun bekası bu iğneyi almasına bağlıdır. Yani vücut her ne kadar başka bir şeyle beslenmese de bu iğnelerle beslenmesini sürdürür. Besin değeri olmayan ve yeme içme yerine geçmeyen iğnelere gelince ister damardan alsın, ister adeleden isterse bedenin başka bir yerinden alsın bunlarla oruç bozulmaz.
Altıncısı kasıtlı kusmaktır. Yani insanın karnındaki şeyin ağzından dışarı çıkıncaya kadar kusmasıdır. Bu orucu bozar. Çünkü Ebû Hureyre’nin rivâyet ettiği hadîste Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم şöyle demiştir: “Oruçlu iken istemiyerek kusan kimseye kaza gerekmez. (Ama) Kendi isteği ile kusarsa, orucunu kaza etsin.”(Ebu Davud) Bunun hikmeti şudur: İnsan kustuğu zaman karnı yemekten boşalır. Vücut bu boşluğun üzerini tekrar doldurmak ihtiyacını hisseder. Bu sebeple biz deriz ki: Oruç farz olduğu zaman insanın kusması câiz olmaz. Çünkü kustuğu zaman farz olan orucu bozulur.
Yedincisi ise hacamatla kan çıkmasıdır. Bunun delîli şu hadîstir: “Hacamat yaptıran da hacamatı yapan da orucunu bozmuş olur.”((Ebu Davud)
Sekizinci ise hayız ve nifas kanının çıkmasıdır. Bunun delîli Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in kadınlar hakkındaki şu hadîsidir: “Bir kadın hayız gördüğü zaman namaz kılmıyor ve oruç tutmuyor değil mi?”(Buhari, Muslim) Ehli ilim hayızlının orucunun sahîh olmadığında icma etmişlerdir. Loğusalık (nifas) kanı gören de böyledir.
Bu oruç bozucu şeyler ancak şu üç şartla orucu bozarlar:
1- Bilmek
2- Hatırlamak
3- Kasıt.
Oruçlunun orucu ancak bu üç şartla birlikte bozulur:
Birincisi: Şer‘î hükmü bilmesidir, hali yani vakti bilmesidir. Şeri hükmü veya vakti bilmediği zaman orucu sahîhtir. Bunun delîli Allah’ın şu ayetleridir: “Ey Rabbimiz, eğer unuttuk ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme!” (Bakara: 286). Böyle dua eden kimseye Allah teâlâ’nın öyle yaptım diyeceğini bize Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم haber vermiştir. “Bununla beraber hata ettiklerinizde üzerinize bir günah yoktur. Fakat kalblerinizin kasdettiğinde vardır.” (Ahzab: 5) bu iki delîl geneldir/oruçluyu da kapsar.
Bu konuda Sünnet’te sadece oruca mahsus delîller de sabit olmuştur. Adiy b. Hatim radıyallahu anh’ten sahîh olarak gelen hadîste anlatıldığına göre o, oruç tuttu ve –gece- yastığının altına iki ip koydu. Bunlar deve çöktüğü zaman ön ayaklarını bağladığı biri beyaz, diğeri siyah iki ip idi. Bu iki ipi birbirinden ayırt edinceye kadar, yer içer, sonra imsake başlardı. Sabah olunca Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in yanına gitti ve bunu ona söyledi. Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم de ona ayetteki beyaz ve siyah ipliklerle bilinen ipliklerin kast edilmediğini, beyaz iplikle gündüzün beyazlığının, siyah iplikle de gecenin karanlığının kast edildiğini açıkladı ve ona orucunu kaza etmesini emretmedi.(Buhari,Muslim) Çünkü o, bu konudaki hükmü bilmiyordu, ayetin anlamının bu olduğunu zannediyordu.
Vakti bilmemeye gelince Sahîhi Buhârî’de Esma binti Ebi Bekir radıyallahu anhüma’dan şöyle rivâyet edilmiştir: “Biz Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in zamanında havanın kapalı olduğu bir günde iftarımızı açmıştık, sonra güneş açıldı.”(Buhari) Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم onlara bu orucu kaza etmelerini emretmedi. Eğer kaza etmek vâcib olsaydı onlara bunu mutlaka emrederdi. Eğer emretmiş olsaydı mutlak ümmete nakledilirdi. Çünkü Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: “Hiç şüphe yok ki, Kur’ân’ı biz indirdik, elbette onu yine biz koruyacağız.” (Hicr: 9). Nakledilmesi için gerekli sebeplerin hepsi olmasına rağmen nakledilmediği zaman Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in bunu emretmediği anlaşılır. Onlara bunu –yani kazayı- emretmeyince bunun gerekli olmadığı anlaşılır. Bunun bir benzeri şudur: Bir kimse uykudan kalksa ve gece olduğunu zannederek yese içse, sonra şafak söktükten sonra yediğini ve içtiğini anlasa ona da kaza gerekmez. Çünkü şafağın söktüğünü bilememişti.
İkinci şart: Hatırlamış olmasıdır. Hatırlamanın zıddı unutmaktır. Bu şarta göre unutarak yer veya içerse orucu sahîhtir, kaza etmesi gerekmez. Bunun delîli Allah’ın şu ayetidir: “Ey Rabbimiz, eğer unuttuk ya da yanıldıysak bizi tutup sorguya çekme!” (Bakara: 286).
Böyle dua eden kimseye Allah teâlâ’nın öyle yaptım diyeceğini bize Nebî صلى اللّٰه عليه وسلم haber vermiştir. Ebû Hureyre radıyallahu anh’in rivâyet ettiği bir hadîste Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم şöyle buyurmuştur: “Kim oruçlu iken unutur da yerse veya içerse orucunu tamamlasın. Onu sadece Allah yedirmiş ve içirmiştir.”(Buhari)
Üçüncü şart: Kasıttır. Yani insanın bu kişinin oruç bozucu bu fiili kendi irâdesiyle işlemesidir. Zorlama altında olsun veya olmasın kendi istek ve irâdesiyle işlemediği zaman orucu sahîhtir. Çünkü Allah teâlâ küfre zorlanan kimse hakkında şöyle buyurmaktadır: “Kalbi îmân ile sükûnet bulduğu halde (dînden dönmeye) zorlananlar dışında, her kim îmânından sonra küfre kalbini açarsa, mutlaka onların üzerine Allah'tan bir gazâb gelir ve kendilerine çok büyük bir azâb vardır.” (Nahl: 106). Zorda kaldığı için küfre düşenin hükmü bağışlanmak olunca küfrün altındaki bir günahı işleyenin zorlandığı için bağışlanması daha evladır. Bunun bir delîli şu hadîstir: “Ümmetimin yanılmasını, unutmasını ve zorlandığı şey (in günahın)ı Allah teâlâ şüphesiz affetmiştir.”(İbn Mace) Buna göre oruçlunun burnuna doğru bir toz uçsa, bu tozun tadını boğazında hissetse ve midesine kadar inse bununla oruç bozulmaz. Çünkü o bunu kasıtlı yapmamıştır. Aynı şekilde orucunu açmaya zorlansa o da zorlamayı defetmek için orucunu açsa orucu sahîhtir. Çünkü bunu kendi isteğiyle yapmamıştır. Yine bir kimse uyurken ihtilam olsa orucu sahîhtir. Çünkü uyuyan kimsenin ihtilam olmak gibi bir maksadı yoktur. Bir erkek oruçlu eşini cinsel ilişkiye zorlasa ve ilişkiye girse kadının orucu sahîhtir. Çünkü bunu isteyerek yapmamıştır.
Burada iyi anlaşılması gereken bir mes’ele vardır: Bir erkek oruç tutmak üzerine farz olduğu halde Ramazn günü cima ile orucunu bozduğu zaman bunun beş tane sonucu vardır:
1- Günah
2- Günün kalan kısmında imsake /oruca devamın vâcibliği
3- Orucunun bozulması
4- Orucun kazası
5- Orucun kefareti.
Bu cîmânın sonucunda kendisine gerekecek şeylerin neler olduğunu bilip bilmemesi arasında fark yoktur. Yani bir adam üzerine oruç farz olduğu halde Ramazanda cima ettiği fakat bundan dolayı kendisine kefaretin gerekeceğini bilmediği zaman da yukarıdaki sonuçlara katlanır. Çünkü oruç bozucu fiili kasten işlemiştir. Oruç bozucu bir fiili kasten işlemesi onun hükümleriyle karşı karşıya kalmasını gerektirir. Ayrıca Ebû Hureyre’nin rivâyet ettiği bir hadîste anlatıldığına göre bir adam Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’e geldi ve: Ya Rasûlallah helak oldum, dedi. Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ona: “Seni helak eden şey nedir?”(Buhari,Muslim) diye sordu. Adam: Ramazanda oruçlu iken hanımımla ilişkiye girdim, dedi. Bunun üzerine Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ona kefareti emretti. Hâlbuki adam bunun kefareti gerektirip gerektirmediğini bilmiyordu.
“Oruç üzerine farz olduğu halde” kaydı oruçlunun Ramazanda mesela yolcu iken cima ettiği zamanki halini istisna etmek içindir. Çünkü bu durumda ona kefaret gerekmez. Mesela bir adam ailesiyle birlikte Ramazanda ikisi de oruçlu olarak yolculuğa çıksa, sonra eşiyle cinsel ilişkiye girse bundan dolayı ona kefaret gerekmez. Çünkü yolcu oruca başladığı zaman bunu tamamlaması gerekmez. Dilerse tamamlar, dilerse orucunu bozar ve kaza eder.
Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin
Soru ve Cevaplarla İslâm’ın Rukünleri Fetva no: 413