SORU: Sizden Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in şu hadîsini açıklamanızı rica ediyoruz: “Hastalık bulaşması, uğursuzluk, baykuş ve Safer yoktur.” Bu hadîsi Buhârî ve Müslim birlikte rivâyet etmişlerdir. Hadîste reddedilen şeylerin mahiyeti nedir? “Aslandan kaçar gibi cüzamlıdan kaçın.” (Buhari) hadîsi ile bu hadîsin arasını nasıl telif ederiz?
CEVAP: Soruda zikri geçen hadîslerden birincisinin metni şöyledir: لاعدوى ولاطيرة ولاهامة ولاصفر) ) “el-Adva”, hastalığın hastalıklı kişiden sağlıklı kişiye geçmesidir. Bulaşıcılık maddi hastalıklarda olduğu gibi manevi hastalıklarda da olur. Bu sebeple Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم kötülerle arkadaşlık yapan kimsenin körük üfleyen kimse ile oturan gibi olduğunu haber vermiştir; ya elbiseni yakar veya ondan kötü bir koku üzerinde kalır. “el-Adva” sözü maddi ve manevi bulaşıcılığı kapsar.
“et-Tayra” kelimesi, görülmesi, duyulması ve bilinmesiyle uğursuzluk olacağına inanılan şeydir.
“el-Hamme” kelimesi iki şekilde tefsîr edilmiştir:
Birincisi: hastaya isabet eden ve başkasına da intikal eden hastalıktır. Bu tefsîre göre “el-Hamme”nin “el-Adva”ya atfedilmesi, özelin genele atfedilmesi cinsinden bir atıftır.
İkincisi: Bilinen bir kuştur. Arapların iddiasına göre birisi öldürüldüğü zaman bu kuş onun ailesin tepesine gelir, onlar öldürülen kişinin intikamını alıncaya kadar öter. Bazılarının inancına göre öldürülen kişinin suretindeki rûhudur. Bu, baykuşa benzer bir tür kuştur veya baykuştur. Öldürülen kişinin intikamı alınıncaya kadar öterek onun ailesini rahatsız eder. Araplar bu kuşu uğursuz sayarlardı. Onlardan birinin evinin üzerinde görüldüğü ve öttüğü zaman, falanın ölmesi için bağırıyor derlerdi ve onun ecelinin yaklaştığına inanırlardı. Bu bâtıl bir inançtır.
“Safer” kelimesi üç şekilde tefsîr edilmiştir:
Birincisi: Bilinen Safer ayıdır. Araplar bu ayı uğursuz sayarlardı.
İkincisi: Develerde görülen ve başka develere de bulaşan bir karın hastalığıdır. Bunun “el-Adva” kelimesine atfedilmesi de özelin genele atfedilmesi cinsinden bir atıftır.
Üçüncüsü: Safer ayıdır. Bununla kâfirlerin sapıtmasına sebep olan nesi/erteleme uygulaması kast edilmiştir. Onlar Muharrem ayının haramlığını Safer’e erteliyorlar ve onu bir sene helal ay, bir sene haram ay olarak kabul ediyorlardı.
Bu ikisinden en tercih edileni, Safer ayının kast edilmiş olmasıdır. Çünkü onlar câhiliye döneminde bu ayı uğursuz sayıyorlardı. Zamanların etkiyle ve Allah’ın takdiriyle ilgisi yoktur. Dolayısıyla Safer ayı da hayır ve şerrin takdir edildiği diğer zamanlar gibi bir zaman dilimidir. Bazıları da mesela Safer ayının yirmi beşinci günü belli bir işin sonuna geldikleri zaman bu tarihi kaydederler ve hayırlı Safer ayının yirmi beşinci günü neticelendi derlerdi. Bu da bid‘ati bid‘atle, cehaleti cehaletle devam ettirmenin bir yolu olurdu. Hâlbuki bu ay ne hayırlı ne de şerli bir aydır. Bu sebeple seleften bazıları baykuş sesini işittiği zaman: “Hayırdır inşaallah” diyen kimseyi ayıplamışlardır. Ne hayırdır denilir ne de şerdir denilir. O da diğer kuşların ötüşü gibi öter. İşte Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in reddettiği bu dört şey Allah’a tevekküle, samimi bir kararlılığa ve Müslümanın bu gibi şeyler karşısında zaaf göstermemesine delâlet eder.
Müslüman bunlardan biriyle karşılaştığı zaman şu iki durumdan hali değildir:
Birincisi: Ya atılmak veya çekinmek suretiyle bir tepki verir ki bu durumda atacağı adımları gerçek dışı şeylere bağlamış olur.
İkincisi: Hiçbir tepki vermez ve aldırış etmez fakat içinde bir tedirginlik ve üzüntü olur. Her ne kadar bu bir öncekinden daha ehven ise de bu gibi durumlarda hiçbir tepki vermemek ve Allah’a tevekkül etmek gerekir. Bazı kimseler de iyimser olmak için mushafı açar, cehennemden söz eden âyetleri görürse bu iyi bir fal değildir/şerre yorulur, cennetten söz eden âyetleri görürse bu iyi bir faldır, hayra yorulur. Bu, gerçekte fal oklarıyla kısmet arayan câhiliye dönemi âdetlerindendir.
Bu dört şeyin reddedilmesi varlıklarının reddedilmesi değildir. Çünkü bunlar vardır. Fakat etkilerinin reddedilmesidir. Etki eden Allah’tır. Bunlardan bilinen bir sebep varsa o sahîh, doğru bir sebeptir. Mevhum/ kuruntuya dayanan bir sebep ise bâtıl bir sebeptir. Onun kendi kendine tesiri de sebep oluşu da reddedilir. Bulaşıcılık vardır. Bunun varlığına Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in şu sözü delâlet eder: “Hasta develerin sahibi sağlam develerin sahibinin yanına deve getirmez.” (Buhari, Muslim) Yani hastalık geçmesin diye getirmesin.
Şu hadîs de buna delâlet eder: “Aslandan kaçar gibi cüzamlıdan kaçın.” (Buhari) Cüzzam hızla bulaşan ve sahibini öldüren kötü bir hastalıktır. Hatta onun veba olduğu bile söylenmiştir. Kaçın diye emredilmesi bulaşmaması içindir. Bu hadîste etkisi sebebiyle bulaşıcılığın kabulü vardır. Fakat onun etkisi “yapıcı illet” olacak kadar kesin bir durum değildir. Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in cüzamlıdan kaçmayı ve hasta develerin sahibinin sağlıklı develerin sahibinin yanına develerini getirmemesini emretmesi sebeplerin kendi kendilerine etki etmesinden kaçınmayı değil, sebeplerden sakınmayı emretmek cinsinden bir emirdir. Allah teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın.” (Bakara: 195). Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in bulaşıcılığın etkisini inkâr ettiği söylenemez. Çünkü bu vakıanın ve diğer hadîslerin iptal ettiği bir durumdur.
Fakat Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم “Hastalık bulaşması yoktur” dediği zaman bir adam: “Ya Rasûlallah! O halde develere ne oluyor ki, kumda geyik gibi oluyorlar da, uyuzlu deve gelip aralarına geliyor ve hepsine uyuz bulaştırıyor, demiş. Rasûlullah صلى اللّٰه عليه وسلم : “Ya birinciye kim bulaştırdı?” demiş denilirse, bunun cevabı da şudur: Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم “Ya birinciye kim bulaştırdı?” sözüyle hastalığın hasta develerden sağlam develere Allah’ın tasarruf ile geçtiğine işaret etmiştir. Hastalık birinciye bulaşma yoluyla geçmemiş, bilakis Allah tarafından geçmiştir. Bir şeyin bazen bilinen bir sebebi vardır, bazen de bilinen bir sebebi olmayabilir. İlk uyuz olan devenin hastalığının Allah’ın takdirinden başka bilinen bir sebebi yoktur. Ondan sonrakilerin uyuz olmalarının sebebi bellidir. Onlar da Allah teâlâ dileseydi uyuz olmazlardı.
Bu sebeple bazen de bir deveye uyuz isabet eder sonra uyuzluk kaybolur ve deve ölmez. Veba ve kolera da bulaşıcı hastalıklardır. Bir eve girdiği zaman ev sakinlerinden bazıları hastalanır ve ölür, diğer bazılarına da hastalık isabet etmeyebilir. Dolayısıyla insan Allah’a güvenmeli ve Ona tevekkül etmeli. Rivâyet edildiğine göre Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in yanına cüzamlı bir adam geldi. Nebî صلى اللّٰه عليه وسلم adamın elini tuttu ve “Ye”(Ebu Davud) buyurdu. Yani Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in tevekkülündeki kuvvet sebebiyle onun yediği yemekten ye, anlamında. İşte bu tevekkül bulaştırıcı sebebe karşı koyacak bir güçtür.
Yukarıda anlattığımız uzlaştırma, hadîsler arasını uzlaştırma konusunda söylenen şeylerin en güzelidir. Bazıları nesih iddiasında bulundular. Bu iddia doğru değildir. Çünkü nesih olabilmesi için uzlaştırmanın imkânsız olması şarttır. Uzlaştırma mümkün olduğu zaman bunu yapmak vâcib olur. Çünkü bunda her iki delîli de yürürlüğe koymak vardır. Hâlbuki nesihte delîllerden dirinin iptali vardır. İkisini de yürürlüğe koymak birini iptal etmekten hayırlıdır. Çünkü biz her ikisini de delîl olarak kabul ettik.
Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin
Soru ve Cevaplarla İslâm’ın Rukünleri Fetva no: 65