06 Nisan 2025 Pazar
08 شوال 1446 الأحد
Sanayi Devriminden Geri Kalmanın Sebebi İslam Dini Mi?

SORU: Fazîletli Şeyh! Bazıları Müslümanların geri kalmışlıklarının sebebinin dînlerine bağlılıkları olduğunu iddia ediyor. Onların bu konudaki şüpheleri şuna dayanıyor: Batılılar dîndarlıklarından tamamen uzaklaştıkları ve kurtuldukları zaman ileri bir medeniyet seviyesine ulaştılar. Oralara çok yağmur yağması ve bol mahsul elde etmeleri de bazen onların şüphelerini destekliyor. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

CEVAP: Bunlar îmân zayıflığından veya îmân yokluğundan kaynaklanan sözlerdir. Tarih bilmeyen ve başarının sebeplerinden haberi olmayan kimselerin söyleyeceği sözlerdir. İslâm ümmeti İslâm’ın ilk dönemlerinde dînine sımsıkı bağlı olduğu zamanlarda hayatın bütün alanlarında güç, kuvvet, iktidar ve hâkimiyeti elinde bulunduruyordu. Hatta bazıları derler ki: Batı elindeki bütün bilgileri İslâm’ın ilk dönemlerinde hep Müslümanlardan naklettikleri şeylerden öğrenmişlerdir. Fakat İslâm ümmeti dînlerinin çok gerisinde kalmışlar, akîde, söz ve amel olarak Allah’ın dîninde ondan olmayan bid‘atler çıkarmışlardır. Bu sebeple büyük bir gecikme ve gerileme hâsıl olmuştur. Biz kesin olarak biliyoruz ve Allah’ı şahit tutarak diyoruz ki eğer biz selefimizin yaşadığı dînimize dönersek güç, kuvvet, saygınlık ve insanlar üzerindeki hâkimiyet yine bizim olur. Bu sebeple Ebû Süfyan, o zamanlar büyük devlet olarak kabul edilen Bizans İmparatoru Herakliyus’a Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in ve ashâbının durumunu anlattığı zaman Herakliyus şöyle dedi: “Eğer söylediğin şeyler doğru ise o benim şu iki ayağımın altındaki yerlere de hâkim olacaktır.” Ebû Süfyan ve arkadaşlarıyla birlikte Herakliyus’un yanından çıktıkları zaman şöyle dedi: “Ebu Kebşe’nin (Muhammed’in) işi sağlama bindi. Rumların hükümdarı bile ondan korkuyor, onun satvetinden çekiniyor.”

Batılı kâfir ve dînsiz devletlerin sanayide ve diğer alanlarda elde ettikleri ilerlemeye gelince bizim dînimiz -eğer biz dînimize yönelirsek- buna engel değildir. Fakat maalesef biz hem onu, hem bunu, hem dînimizi, hem dünyamızı kaybettik. Yoksa bizim dînimiz bu ilerlemeye karşı değildir. Aksine Allah teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onlara (düşmanlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihâd için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın, onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz.” (Enfal: 60). “Yeryüzünü size boyun eğdiren O’dur. Şu halde yerin omuzlarında (üzerinde) dolaşın ve Allah’ın rızkından yiyin.” (Mülk: 15). “O, yerde ne varsa hepsini sizin için yarattı.” (Bakara: 29). İnsanın kazanç elde etme, çalışma ve yararlanma hakkının olduğunu açıkça ilan eden daha pek çok âyet vardır. Fakat bu haklar hiçbir zaman dînin aleyhine kullanılamaz. Bu kâfir milletler aslen kâfirdirler. İddia ettikleri dînleri bâtıl bir dîndir. Dînleri de dînsizlikleri de aynıdır. Aralarında fark yoktur. Bu sebeple Allah teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kim, İslâm’dan başka bir dîn ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir dîn) asla kabul edilmeyecektir.” (Al-i İmrân: 85). Her ne kadar Yahudiler ve Hıristiyanların diğerlerinden farklı bazı meziyetleri var ise de âhiretteki durumlarına nispetle hepsi aynıdır. Bu sebeple Nebî صلى اللّٰه عليه وسلم bu ümmetten ister Yahudi ister Hıristiyan kim olursa olsun kendisini işitip de getirdiği dîne tabi olmayan herkesin cehennemlik olduğuna yemîn etmiştir. İster Yahudiliğe, ister Hıristiyanlığa mensup olsunlar isterse bu dînlere mensup olmasınlar onlar aslen kâfirdirler.

Onlara bol yağmur yağması ve diğer şeylere gelince onlar bununla Allah tarafından imtihana ve denemeye tabi tutuluyorlar. Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in Ömer b. Hattab radıyallahu anh’e dediği gibi onlara bu nimetler bu dünyada peşin veriliyor. Ömer onun yan taraflarında hasır izini görünce ağlamış ve şöyle demişti: Ya Rasûlallah! Sen bu halde iken Farslılar ve Rumlar nimetler içinde yaşıyorlar. Nebî صلى اللّٰه عليه وسلم ona şöyle buyurdu: “Ey Ömer onların nimetleri bu dünya hayatında peşin verildi. Dünyanın onlar için, âhiretin bizim için olmasına razı değil misin?”(Buhari, Muslim) Sonra kuraklıklar, bela ve musibetler, depremler ve yıkıcı kasırgalar onların da başına geliyor. Radyolarda, gazetelerde ve diğer yayın organlarında bunlar devamlı yayınlanıyor. Fakat soruyu soranın gözleri görmemiş, Allah onun basiretini kapatmış, gerçeği bilememiş işin aslını öğrenememiş. Ben ona ölümle aniden karşılaşmadan önce bu tür düşüncelerinden dolayı Allah’a tevbe etmesini, Rabbine dönmesini ve biz söz ve amelin doğruladığı gerçek bir dönüşle İslâm’a yeniden dönmedikçe bizim için izzet, şeref, keramet, galibiyet ve liderliğin asla olamayacağını bilmesini, Allah’ın Kitâbında ve Peygamberinin diliyle haber verdiği gibi onların üzerinde bulundukları şeyin hak değil bâtıl olduğunu bilmelerini tavsiye ederim. Allah’ın onlara verdiği bu nimetler bir imtihandan ve bu dünyada peşin verilen nimetlerden başka bir şey değildir. Öyle ki ölüp de bu nimetlerden ayrıldıkları ve cehenneme girdikleri zaman onların sadece hasret ve kederleri, elem ve üzüntüleri artacaktır. İşte onların bu şekilde nimetlendirilmelerindeki Allah’ın hikmeti budur. Bütün bunlara rağmen dediğim gibi onlar kendilerine isabet eden felaketlerden, depremlerden, kuraklıktan, kasırgalardan ve su baskınlarından da kurtulamıyorlar. Ben bu soruyu soran kişiye Allah’tan hidâyet ve başarı diliyorum. Onu hakka döndürmesini ve hepimize dînimizde basiret vermesini diliyorum. Şüphesiz o çok cömerttir ve kerem sahidir.

Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin
Soru ve Cevaplarla İslâm’ın Rukünleri Fetva no: 99

Kategoriler
Dersler
Vahiy Mescidi
  • /ANKARA
Sitemizde yer alan içeriklerin kaynak gösterilerek paylaşılmasında mahzur yoktur.
vahiymescidi.com © 2025