Bir kişinin şehit olduğuna şehâdet etmek iki şekilde olur:
Birincisi: Bir vasıfla kayıtlandırmak suretiyle olur. Mesela, Allah yolunda öldürülen kimse şehittir, malı uğrunda öldürülen şehittir, vebadan ölen şehittir gibi şeyler söylenmesi böyledir. Naslarda geçtiğine göre bu câizdir. Çünkü sen böylelikle Rasûlullah صلى اللّٰه عليه وسلم ’in haber verdiği bir şeye şahitlik etmiş olursun. Câizdir demekle biz sadece yasaklanmış değildir demek istiyoruz. Yoksa buna şahitlik etmek vâcib olsaydı Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم haber verirdi.
İkincisi: Şehadeti muayyen bir şahısla kayıtlandırmak suretiyle olur. Mesela muayyen bir şahıs için o şehittir demen gibi. Bu câiz değildir. Ancak Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in şehitliğine şahitlik ettiği veya ümmetin şehitliğinde ittifak ettiği kimseler için câizdir. Buhârî bunun için bir konu başlığı atmış ve şöyle demiştir: “Filan kişi şehittir denilemez babı”. İbn Hacer, el-Feth 6/90’da şöyle der: “Bir vahiy olmadıkça bu konuda kesin ifadeler kullanılması câiz değildir.” Sanki o Ömer’in şu sözüne işaret etmektedir: Savaşlarınızda falan kişi şehittir, filan kişi şehit olarak ölmüştür diyorsunuz. Kim bilir belki de o hayvanına yük yüklüyordu. Dikkat edin böyle söylemeyin. Fakat Nebî صلى اللّٰه عليه وسلم ’in dediği gibi: Allah yolunda ölen veya öldürülen şehittir, deyin. Bu, Ahmed, Sa‘îd b. Mansur ve diğerlerinin Muhammed b. Sirin--Ebu’l-Acfa-- Ömer yoluyla tahrîc ettiği hasen bir hadîstir.
Çünkü bir şeye şahitlik etmek ancak bilgiyle olur. Bir insanın şehit olmasının şartı Allah’ın kelimesini yüceltmek için savaşmasıdır. Bu da gizli bir niyettir. Bilinmesinin imkânı yoktur. Bu sebeple Peygamberimiz صلى اللّٰه عليه وسلم buna işaret ederek şöyle buyurmuştur: “Allah yolunda cihâd eden kimsenin durumu -ki kimin kendi yolunda cihâd ettiğini en iyi Allah bilir-…”(Buhari) “Canım elinde olan Allah’a yemîn olsun ki kim Allah yolunda yaralanırsa -ki kimin Allah yolunda yaralandığını en iyi Allah bilir-, kıyâmet günü yarasından kan akarak gelir. Renk kan rengidir, koku misk kokusudur.” Buhârî bu hadîsi Ebû Hureyre’den rivâyet etmiştir. Fakat biz görünüşte iyi olan bir kimsenin şehit olduğunu ümit ederiz. Onun şehitliğine şahitlik etmeyiz, hakkında kötü bir zan da beslemeyiz. Ümit, iki mertebe arasında bir mertebedir. Fakat dünyada biz ona şehitlere uygulanacak hükümleri uygularız. Allah yolunda cihâd ederken öldüğü zaman, cenaze namazını kılmadan elbisesi ile defnederiz. Allah yolundaki savaş şehitlerinden değil de diğer şehitlerden ise yıkanır, kefenlenir ve namazı kılınır.
Muayyen bir şahsın şehit olduğuna şahitlik edersek bununla onun cennetlik olduğuna da şahitlik etmemiz gerekir. Bu Ehl-i Sünnet’in yoluna aykırıdır. Çünkü onlar ancak Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in vasfen veya şahsen cennetlik olduklarına şahitlik ettiği kimselerin cennetlik olduklarına şahitlik ederler. Bazıları da ümmetin övgüde ittifak ettiği kimseler hakkında da şahitlik etmenin câiz olduğu görüşündedirler.
Şeyhulislâm İbn Teymiyye de bu görüştedir.
Demek ki hakkında bir nass veya ittifak olmadıkça muayyen bir şahsın şehit olduğuna şahitlik etmemiz câiz değildir. Fakat yukarıda da ifade edildiği gibi görünürde iyi olan bir kimsenin şehit olduğunu ümit ederiz. Onun menkıbesinde bu kadarı yeterlidir. Onunla ilgili bilgi Yaratıcısının katındadır.
Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin
Soru ve Cevaplarla İslâm’ın Rukünleri Fetva no: 113