Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"O gün tartı haktır. Artık kimlerin terazileri ağır basarsa işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Kimin de terazileri hafif gelirse, onlar da âyetlerimize (inkâr ile) zulmedegeldikleri için kendilerini zarara uğratmış kimselerdir." (el-A’raf, 7/8-9)
"O gün herkes iyilik türünden ne işlediyse onu hazırlanmış bulacak. Kötülük türünden ne işlediyse onunla kendisi arasında uzak bir mesafenin olmasını arzu edecek..." (Al-i İmran, 3/30)
"O gün gelen herkes kendi nefsi için çabalayacak, herkese yaptıklarının karşılığı eksiksiz olarak verilecek ve onlara asla zulmedilmeyecektir." (en-Nahl, 16/111)
"Bir de Allah'a döndürüleceğiniz bir günden korkunuz. Sonra herkese kazandığı (amellerinin karşılığı) eksiksiz verilecek ve onlara zulmedilmeyecektir." (el-Bakara, 2/281)
"O günde insanlar amelleri kendilerine gösterilmek için bölük bölük döneceklerdir. Kim zerre ağırlığınca bir hayır yapıyorsa, onu görecektir. Kim de zerre ağırlığınca bir kötülük yapıyorsa onu görecektir." (ez-Zilzal, 99/6-8) ve daha başka âyet-i kerimeler.
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem de şöyle buyurmaktadır:
"İnceden inceye hesaba çekilen bir kimse azab edildi demektir." Bunun üzerine Âişe Radıyallahu anha ona şöyle dedi: “Yüce Allah: "O kolay bir hesab ile hesaba çekilecektir." (el-İnşikak, 88/8) diye buyurmuyor mu?” Peygamber şöyle buyurdu: "O amellerin arzedilmesi hakkındadır, fakat inceden inceye hesaba çekilen kimse azaba uğrayacak demektir." [Buhari, Muslim]
Bundan önce mahşere, mevkıfin hallerine, mizana, amel defterlerinin dağıtılmasına, amellerin arzedilmesine ve hesaba dair birtakım nasslar sunduk. Sırata, şefaatlere ve bunların dışında insanların dünya hayatında iken Rablerine itaat etmek ya da etmemek bakımından aralarındaki farklılığa göre âhiretteki halleri ve mertebelerinin farklılığına, kimisinin hayırlarda ileri, kimisinin orta halli, kimisinin de kendi nefsinin zalimi olarak tesbit edileceğine dair nassları da kaydetmiş bulunuyoruz.
Şimdi bu husus bilindiğine göre şunu belirtelim ki; Kur'ânî âyetler ile nebevî sünnetin tesbit edip, selef-i salih ile ashab ve onlara güzel bir şekilde tabi olan tefsir, hadis ve sünnet imamlarının oluşturduğu birinci nesilin kabul ettiği şudur: Tevhid ehlinden olup, isyankâr (günahkâr) olan kimseler üç kesime ayrılacaklardır. Birincileri iyilikleri, kötülüklerinden ağır basmış olanlar. Bunlar cennete girecekler ve cehennem ateşi onlara asla dokunmayacaktır.
İkincileri ise iyilikleri ve kötülükleri birbirine eşit olup, günahları sebebiyle cennete giremeyen fakat iyilikleri de kendilerini cehennemden uzak tutan kimselerdir. İşte bunlar yüce Allah'ın cennet ile cehennem arasında dilediği kadar bırakılacaklarından sözettiği A’raftakiler bunlardır. Daha sonra cennete girmek için bunlara izin verilecektir. Nitekim yüce Allah cennetliklerin cennete, cehennemliklerin cehenneme girip birbirlerine seslenmelerini haber verdikten sonra şöyle buyurmaktadır:
"Onların ikisi arasında bir perde ve A’raf üzerinde de herbirini yüzlerinden tanıyan adamlar vardır. Cennet ehline: 'Selamun aleykum' diye seslenirler. Bunlar henüz oraya (cennete) girmeyen fakat oraya girmeyi uman kimselerdir. Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman da: 'Rabbimiz bizi bu zalimler topluluğu ile bulundurma!' diye dua ederler... İşte (onlara): Girin cennete; size hiçbir korku yoktur ve siz üzülecek de değilsiniz' (denilecektir)." (el-A’raf, 7/46-49)
Üçüncü kesim ise büyük günahlar ve hayasızlıklar üzerinde ısrar ederek Allah'ın huzuruna çıkmakla birlikte tevhid ve imanın aslına sahib bulunan ve kötülükleri iyiliklerine ağır basan kimselerdir. İşte bunlar günahları kadarıyla cehenneme girecek olan kimselerdir. Cehennem ateşi kimilerinin topuklarına kadar ulaşacak, kimilerinin bacaklarının ortasına, kimilerinin diz kapaklarına kadar varacaktır. Hatta aralarından -secde izleri bulunan yerler dışında- cehennem ateşine yasak kalacak, vücutlarının başka hiçbir tarafı yanmayacaklar olacaktır.
Yüce Allah'ın haklarında Peygamberimiz Muhammed Sallallahu aleyhi vesellem'e ve ondan sonra diğer peygamberlere, velilere, meleklere ve Allah'ın kendilerine ikram ettiği kimselere şefaat etme iznini vereceği kesim bu kesimdir. Yüce Allah bunlar için bir sınır tesbit edecek ve şefaatleriyle bunları ateşten çıkartacaklardır. Sonra bir sınır daha çizilecek, onların da ateşten çıkmaları için şefaatte bulunacaklardır ve bu böylece devam edip gidecektir. Bu şekilde kalbinde hayır namına dinar ağırlığı kadar bulunan herkesi çıkartacaklardır. Sonra kalbinde hayır namına yarım dinar ağırlığı kadar, daha sonra buğday tanesi ağırlığı kadar bulunan kimseleri çıkartacaklar ve nihayet cehennemde kalbinde zerre ağırlığı kadar hayır bulunan, hatta zerre ağırlığından bile daha az bulunan kimseleri çıkartıncaya kadar şefaatleri devam edecek. Sonunda şefaatçiler: Rabbimiz biz orada hayır namına hiçbir şey bırakmadık, diyeceklerdir.
Ameli ne olursa olsun tevhid üzere ölen kimselerden hiçbir kimse cehennem ateşinde ebedi kalmayacaktır. Fakat aralarından imanı daha güçlü, günahları daha hafif olan kimseler hem cehennem ateşinde daha hafif azab görecekler, hem daha kısa bir süre kalacaklar, hem de cehennem ateşinden daha çabuk çıkacaklardır. Günahları daha büyük, imanları daha zayıf kimseler ise daha sonraya kalacaklardır. Bu husustaki hadisler sayılamayacak kadar pek çoktur. İşte Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem bu hadisiyle buna işaret etmektedir:
"Her kim lâ ilahe illallah diyecek olursa, bir gün gelecek ona faydalı olacaktır. Bundan önce ise ona isabet edenler edecektir." [Haysemi, Zevaid]
İşte bu husus akılların yanıldığı, ayakların kaydığı ve pek çok ihtilafın içine düştükleri bir noktadır.
"İşte Allah böylece izniyle iman edenleri hakkında anlaşmazlığa düştükleri hakka ulaştırdı. Allah dilediğini dosdoğru yola iletir." (el-Bakara, 2/213)
SORULU CEVAPLI İSLAM AKÂİDİ
Hafız b. Ahmed el-Hakemî