Büyük günahların tanımı hususunda ashabın, tabiînin ve başkalarının çeşitli görüşleri vardır.
Bir görüşe göre haddi gerektiren herbir günahtır.
Diğer bir görüşe göre ise arkasından lanetin, yahut gazabın, yahut cehennem ateşinin ya da herhangi bir cezanın sözkonusu edildiği herbir günahtır.
Başka bir açıklamaya göre büyük günah işleyenin dine aldırış etmediği, onu önemsemediği, Allah'tan haşyet (saygı ve korku)inin azlığı intibaını veren herbir günahtır. Daha başka tanımlar da yapılmıştır.
Sahih hadislerde aralarında derece farkı bulunmakla birlikte pekçok günahın “kebâir: büyük” olmakla nitelendirildiği sabittir. Bunlardan birisi Allah'a şirk koşmak ve sihir gibi büyük küfürdür. Kimisi ise büyük günah ve hayasızlıkların büyükleridir. Bunlar da bu mertebeden daha aşağıdadır. Yüce Allah'ın -hak ile olması hali müstesnâ- haram kıldığı canı öldürmek, savaştan geri dönüp kaçmak, faiz yemek, yetimin malını yemek, yalan şahitlikte bulunmak -ki birşeyden habersiz mü'min ve iffetli hanımlara zina suçunu isnad etmek de bunlardandır- içki içmek, anne-babaya itaatsizlik etmek ve başkaları sayılabilir.
İbn Abbas Radıyallahu anh dedi ki: Büyük günahlar yediden çok yetmişe daha yakındır. Haklarında "Kebâir: Büyük günah" ifadesi kullanılan günahları tetkik eden bir kimse bunların yetmişten daha fazla olduğunu görür. Hele arkasından lanet, gazab, azab, Allah'la savaşma ve buna benzer diğer tehdit lafızlarının sözkonusu edildiği, kitab ve sünnette ağır tehdidin haklarında söz konusu edildiği bütün günahları tesbit etmeye kalkışan bir kimse bunların oldukça fazla olduğunu görecektir.
Soru: Küçük ve büyük bütün günahların keffâreti (örtülmesi, affedilmesi) ne ile olur?
Cevap: Bütün günahlar nasûh (samimi) tevbe ile affedilir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Ey iman edenler, Allah'a nasûh (samimi ve aynı günaha bir daha dönmemekte kararlı olunan) bir tevbe ile tevbe edin. Olur ki Rabbiniz kötülüklerinizi örter, sizi altlarından ırmaklar akan cennete sokar." (et-Tahrim, 66/8)
Yüce Allah'ın: "Olur ki, umulur ki (âsa)" diye kendisi ile alakalı bir hususu sözkonusu etmesi, kesinlikle o hususun gerçekleşeceğini ifade eder.
Bir başka yerde yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
"Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amelî işleyenler müstesnâ. İşte Allah bunların günahlarını sevaba değiştirir." (el-Furkan, 25/70)
"Ve onlar çirkin bir günah işledikleri yahut nefislerine zulmettikleri vakit Allah'ı hatırlayarak hemen günahları için bağışlanma dileyenlerdir. Zaten günahları Allah'tan başka kim bağışlar ki?! Bir de işledikleri (günah) üzerinde bilip durdukları halde ısrar etmeyenlerdi. İşte bunların mükâfatı Rablerinden bir mağfiret ve altından ırmaklar akan cennetlerdir..." (A’l-i İmran, 3/135-136) âyetleri ve daha başka âyetler.
Peygamber Sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:
"Tevbe kendisinden öncekileri silip, süpürür." [İmam Ahmed, Musned]
"Allah'ın, kulunun tevbesi dolayısıyla sevinmesi, oldukça tehlikeli bir yerde konaklayıp, beraberinde üzerinde yiyeceği ve içeceği bulunan bineği bulunup, başını uyumak üzere koyan, uyandığında ise bineğinin gitmiş olduğunu gören, nihayet sıcak ve susuzluk bastırınca ya da yüce Allah'ın dedikleri olunca, haydi yerime geri döneyim deyip, dönerek uykuya dalan, sonra başını kaldırdığında bineğinin yanıbaşında olduğunu gören kimsenin sevinmesinden daha fazladır." [İmam Ahmed, Musned]
SORULU CEVAPLI İSLAM AKÂİDİ
Hafız b. Ahmed el-Hakemî