Şer‘î abdestin alınışı aşağıdaki iki şekilde olur:
Abdestin sahîh olması için uyulması vâcib olan şekli ki bu husus Allah’ın şu âyetinde anlatılmaktadır: “Ey îmân edenler! Namaz kılmaya kalktığınız zaman, yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınızı mesh edin. İki topuğa kadar da ayaklarınızı yıkayın.” (Mâide: 6).
Abdest alma şekli şöyledir: Bir defa yüzü yıkamak ki ağza ve buruna su vermek de yüzü yıkama emrine dâhildir, parmakların uçlarından itibaren dirseklere kadar bir defa elleri yıkamak. Abdest alan kişinin kollarını yıkarken avuçlarını da dikkate alması, kollarıyla birlikte avuçlarını da yıkaması gerekir. Bazı kimseler bu konuda gaflete düşüyorlar ve sadece kollarını yıkıyorlar ki bu bir hatadır. Sonra bir defa başını mesh eder ki kulaklar da başa dâhildir. Sonra topuklarına kadar ayaklarını bir defa yıkar. İşte abdestin uyulması vâcib olan şekli budur.
İkinci şekli ise abdestin müstehap olan şeklidir. Allah’ın yardımıyla bunu da şöyle anlatabiliriz: İnsan abdesti esnasında besmele çeker. Üç defa ellerini yıkar. Sonra üç avuç suyla üç defa ağza ve burna birlikte su alır. Sonra üç defa yüzünü yıkar. Sonra üçer defa kollarını dirseklerine kadar yıkar. Sağdan başlar, solla devam eder. Sonra bir defa başını mesh eder. Ellerini ıslatır, önce başının önünden arkasına kadar götürür, sonra geri getirir. Sonra kulaklarını mesh eder, şehâdet parmağını kulağının için sokar ve başparmağıyla kulağının dışına mesh eder. Sonra topuklarına kadar ayaklarını üçer defa yıkar, sağdan başlar, sonra solla devam eder. Ayaklarını da yıkadıktan sonra şöyle der: “Allah’tan başka hak ilâh olmadığına, sadece O’nun ilâh olduğuna ve ortağının olmadığına şahitlik ederim. Muhammed’in O’nun kulu ve elçisi olduğuna da şahitlik ederim. Allah’ım! Beni tevbe edenlerden ve çokça temizlenenlerden eyle.” Böylece abdest alırsa ona yedi cennetin kapısı açılır ve dilediği kapıdan girer. Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’den sahîh yolla bu manada bir hadîs gelmiştir. Bunu, Ömer radıyallahu anh ifade etmiştir. (Muslim)
Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin
Soru ve Cevaplarla İslâm’ın Rukünleri 142