06 Nisan 2025 Pazar
08 شوال 1446 الأحد
Namaz kılmayana kız verilmez

SORU: Bir adam kızını bir kişiyle nişanlıyor. Nişanladığı adamın durumunu soruşturduğu zaman onun namaz kılmadığını öğreniyor. Kendisine sorulan kişi ona şöyle cevap veriyor: Allah ona hidâyet eder. Bu duruma göre kızını o adamla evlendirebilir mi?


CEVAP: Kızını nişanladığı adam cemaatle namaz kılmadığı zaman, Allah’a ve Peygamberine isyan etmiş bir fasık olur. Çünkü cemaatle namaz ibâdetlerin en faziletlisi olduğu için Müslümanların icmaına muhalefet etmiştir. Allah rahmet eylesin Şeyhulislâm İbn Teymiye Mecmûu’l-Fetava,'da ( c.23, s.222) şöyle demiştir: “Âlimler cemaatle namazın en kuvvetli ibâdetlerden, en kıymetli itaatlerden ve İslâm’ın sembollerinin en büyüklerinden biri olduğunda ittifak etmişlerdir.” Fakat bu günah kişiyi dînden çıkarmaz. Dolayısıyla Müslüman bir kadınla evlenmesi câiz olur. Fakat dînde istikâmet ve ahlâk sahibi diğer kişiler, malca ve soyca ondan geri bile olsalar ondan daha evladırlar. Nitekim bir hadîsi şerifte şöyle geçmektedir: “Dîninden ve ahlâkından hoşlandığınız birisi size gelirse onu hemen evlendirin.” Bunu üç defa söyledi. Bu hadîsi Tirmizî tahrîc etti. Buhârî ve Müslim’in Sahîhleri’nde Ebû Hureyre radıyallahu anh’ten rivâyet edilen bir hadîste Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم şöyle buyurmaktadır: “Bir kadın dört şeyinden dolayı nikâh edilir: Malı, soyu, güzelliği ve dîni. Sen dîndar olanını tercih et ki elin bereketlensin.” Bu iki hadîs dîn ve ahlâkı gözetmenin kadın ve erkeğin en önemli gayesi olması gerektiğinin delîlidir. 

Allah’tan korkan ve kendi sorumluluğunu gözeten bir velîye yakışan, Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in irşadına önem vermek ve ona itina göstermektir. Çünkü kıyâmet gününde bundan sorumludur. Allah teâlâ şöyle buyurmaktadır: “O gün Allah onları çağırıp "Peygamberlere ne cevap verdiniz?" diyecektir.” (Kasas: 65). “Kendilerine elçi gönderilmiş olanlara da soracağız, gönderilen elçilere de soracağız. Ve elbette onlara, olan-biten her şeyi bir bilgi ile anlatacağız; çünkü biz onlardan uzak değiliz.” (A’râf: 6, 7).

   Eğer kızını nişanladığı adam ne cemaatle ne de kendi başına hiç namaz kılmıyorsa o İslâm’dan çıkan bir kâfirdir. Tevbe etmesi gerekir. Eğer tevbe eder ve namaz kılarsa, tevbesinde samimi olduğu zaman Allah teâlâ tevbesini kabul eder. Yoksa kâfir ve mürted olarak öldürülür. Yıkanmadan, kefenlenmeden ve namazı kılınmadan Müslüman olamayanların kabristanına gömülür. Kâfir olduğunun delîli Allah’ın Kitâbındaki ve Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in Sünnetindeki naslardır:

    Allah teâlâ Kitâbında şöyle buyurmaktadır: “Sonra bunların ardından öyle bir nesil geldi ki, namazı zayi ettiler, heva ve heveslerine uydular; onlar bu taşkınlıklarının karşılığını mutlaka göreceklerdir. (Cehennemdeki "Gayya" vadisini boylayacaklardır.) Fakat tevbe edip îmân eden ve sâlih amel işleyen bunun dışındadır.” (Meryem: 59–60) “Fakat tevbe edip îmân edenler bunun dışındadır” âyeti, onun namazı kaybedip şehvetlerine uyduğu zaman mü’min olmayacağının delîlidir.

“Bundan böyle eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekâtı verirlerse dînde kardeşleriniz olurlar” (Tevbe: 11). Bu âyet, dînde kardeşliğin ancak namaz kılmak ve zekât vermekle olacağının delîlidir. Fakat Sünnet, zekâtı terk eden kimse onun farz oluşunu kabul ettiği fakat eda etmediği zaman kâfir olmayacağının delîlidir. Bu duruma göre îmân kardeşliğinin şartı olarak sadece namaz kılmak kalmaktadır. Bu, namazı terk etmenin, sadece bir fasıklık veya küçük küfür değil, îmân kardeşliğini ortadan kaldıran küfür olduğu sonucunu çıkarmaktadır. Çünkü fasıklık ve küçük küfür, sahibini îmân kardeşliği dairesinin dışına çıkarmaz. Nitekim Allah teâlâ mü’minlerle savaşan iki topluluğun arasını düzeltme konusunda şöyle buyurmaktadır: “Mü’minler ancak kardeştirler: onun için iki kardeşinizin aralarını düzeltin.” (Hucurat: 10). Buhârî’nin ve diğerlerini İbn Mes‘ûd’dan rivâyet ettiği sahîh bir hadîste mü’minle savaşmak küfürdür diye ifade edildiği halde bu âyeti kerime birbiriye savaşan iki topluluğu îmân kardeşliği dairesinden çıkarmamıştır. Söz konusu hadîste Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم şöyle buyurmaktadır: “Müslümana sövme fasıklıktır, onunla savaşmak küfürdür.”

   Namazı terk edenin küfrü konusunda Sünnet’ten delîllere gelince, mesela Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم şöyle buyurmuştur: “Kişi ile şirk ve küfrün arasında (yalnız) namazı terk etmek vardır.” Bunu Müslim, Câbir b. Abdillah’tan nakletmiştir. Burayde b. el-Husayb şöyle dedi: Ben Rasûlullah صلى اللّٰه عليه وسلم ’in şöyle dediğini işittim: “Bizimle onlar arasındaki ahit namazdır. Kim namazı terk ederse kâfir olur.” Bu hadîsi İmam Ahmed ve Sünen sahipleri tahrîc ettiler. Ubâde b. es-Samit radıyallahu anh’ten rivâyet edildiğine göre onlar Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’e yöneticilerin açık bir küfrünü görmedikçe ve onun küfrü hakkında yanınızda Allah’ın Kitâbından bir delîliniz olmadıkça onlara karşı gelmemek üzere biat ettiler. Bunu anladığın zaman Müslim’in Ümmü Seleme’den rivâyet ettiği şu hadîsi de iyi düşün: Ümmü Seleme şöyle dedi: Peygamberimiz صلى اللّٰه عليه وسلم şöyle buyurdu : “Bir takım emirler gelecek! Onların yaptıkları işlerden bir kısmını tanır, bir kısmını inkar edersiniz. İmdi kim bilirse beri olur (başka bir rivâyetin lafzı şöyledir: Kim hoş görmezse kurtulur), kim inkar ederse kurtulur. Kim rızâ gösterir de tâbi' olursa!..,” Ashap: Onlarla savaşmayalım mı? dediler. “Namaz kıldıkları müddetçe hayır!” (Buhari, Muslim) buyurdu. Bu hadîsten anlaşılmaktadır ki, namaz kılmadıkları zaman onlarla savaşılır. Bir önceki Ubâde hadîsi onlara karşı gelinmeyeceğine delâlet eder. Allah’tan delîli bulunan açık bir küfür sebebiyle onlarla haydi haydi savaşılır. Bu iki hadîsten namazı terk etmenin Allah’tan delîli bulunan açık bir küfür olduğu hükmü çıkarılır.

 Bütün bunlar Allah’ın Kitâbından ve Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in Sünnetinden namazı terk eden kimsenin dînden çıkarıcı bir küfürle kâfir olduklarının delîlidir. Ayrıca bu konu İbn Ebi Hatem’in Süneni’nde Ubade b. es-Samit’ten rivâyet ettiği hadîste de açıkça ifade edilmiş bulunmaktadır. Ubâde b. es-Sâmit radıyallahu anh şöyle dedi: Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم bize şöyle vasiyet etti: “Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayın ve bile bile namazı terk etmeyin. Kim bilerek namazı terk ederse dînden çıkar.”

Sahâbîlerin bu konudaki sözlerine gelince Ömer b. el-Hattab radıyallahu anh şöyle demiştir: “Namazı terk eden kimsenin Müslümanlığı yoktur.” (İbn Ebi Şeybe)

Abdullah b. Şakik şöyle dedi: “Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in sahâbîleri namazın dışındaki amellerden hiçbirinin terkini küfür olarak görmezlerdi.” Bunu Tirmizî ve Hâkim rivâyet etti. Hâkim bunun sahîh oluğunu söyledi.

Nakli delîller namazı terk eden kimsenin küfrüne delâlet ettiği gibi aklî delîller de buna delâlet eder. İmam Ahmed şöyle der: “Namazı hafife alıp önemsemeyen herkes İslâm’ı da hafife alıp önemsemiyor demektir. Onların İslâm’dan nasipleri ancak namazdan nasipleri kadardır. İslâm’a rağbetleri, namaza rağbetleri kadardır.” İbnu’l-Kayyim Namaz Kitabının 400. sahifesinde şöyle der: “Namazı Allah’ın emrettiğini tasdîk eden bir kimse onu terk etmede asla ısrar etmez. Normalde ve doğal olarak bir kimsenin Allah teâlâ’nın günde beş vakit namazı farz kıldığını ve onu terk edeni şiddetle cezalandıracağını kesin bir şekilde tasdîk etmesi ve buna rağmen namazı ısrarla terk etmesi imkânsızdır. Namazın farz olduğunu tasdîk eden kimse onu devamlı terk edemez. Çünkü îmân, sahibine namaz kılmasını emreder. Kalbinde namazı emreden bir şey olmadığı zaman onun kalbinde îmândan bir şey yok demektir. Kalplerin hükümleri ve amelleri ile ilgili tecrübesi ve bilgisi olmayan kimsenin sözüne kulak verme.” İbnu’l-Kayyim’in söylediği şeyler bunlardır. O bunları söylerken doğruyu söylemiştir. Bu kadar kolay ve basit olmasına, sevabı ve terkindeki cezası büyük olmasına rağmen kalbinde îmân olduğu halde bir kimsenin namazı terk etmesi imkânsızdır.

Namaz terk eden kimsenin dînden çıkarıcı bir küfürle kâfir olduğu Kitap ve Sünnet’in nasları ile açıklığa kavuştuğu zaman artık Müslüman bir kadının onunla evlenmesi nasla ve icma ile helal değildir. Allah teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Müşrik kadınları, îmân etmedikçe nikâhlamayın. Bir müşrik kadın, sizin hoşunuza gitse bile, îmân etmiş olan bir cariye herhalde ondan daha hayırlıdır.” (Bakara: 221). “Eğer siz de onların inanmış kadınlar olduğunu öğrenirseniz onları kâfirlere geri döndürmeyin. Bunlar onlara helal değildir. Onlar da bunlara helal olmazlar.” (Mümtehine: 10). Müslümanlar bu iki âyetin Müslüman bir kadının kâfir bir erkekle evlenmesinin haramlığına delâlet ettiği üzerinde icma etmişlerdir. Buna göre bir kimse velîsi olduğu kızını veya başka bir kadını namaz kılmayan bir erkekle evlendirirse onun bu evlendirmesi sahîh olmaz. Bu akitle kadın ona helal olmaz. Çünkü bu akit Allah ve Rasûlünün emrine uygun değildir. Aişe radıyallahu anha’dan rivâyet edilen hadîste Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم şöyle buyurmuştur: “Kim bizim dînimizde olmayan bir ameli işlese o reddolunur.” (Muslim)

Koca namazı terk ettiği zaman tevbe etmedikçe ve bilfiil namazla İslâm’a dönmedikçe nikâh fesih olunduğuna göre başlangıçta namazsız kimse ile evlendirmeye cesaret eden kimse hakkında ne dersin?!

Özet olarak: Namaz kılmayan bu nişanlı eğer cemaatle namazı terk ediyorsa fasıktır, bundan dolayı kâfir olmaz, bu durumda evlendirilmesi câizdir fakat dîndar ve ahlâklı başka birisi ondan daha layıktır.

Ne cemaatle ne de tek başına hiçbir şekilde namaz kılmıyorsa İslâm’dan çıkan bir kâfir konumundadır. Müslüman bir hanımla evlenmesi hiçbir şekilde câiz değildir. Ancak samimi olarak tevbe eder, namaz kılar ve İslâm dîninde istikâmet üzere olursa evlenebilir.


Soruyu soran kişinin sözünü ettiği diğer konuya gelince, yani nişanlı kızın babasının nişanladığı adamın durumunu sorduğu zaman kendisine sorulan kişinin: Allah ona da hidâyet verir, şeklindeki cevaba gelince biz deriz ki: Geleceği Allah bilir ve takdir eder. Biz ancak şu andaki bildiğimiz şeylerle sorumluyuz. O adamın şu andaki durumu Müslüman bir kadınla evlenmesine elverişli olmayan küfür durumudur. Dolayısıyla biz Allah teâlâ’dan onun Müslüman kadınlarla evlenebilmesi için hidâyet etmesini ve İslâm’a dönmesini umarız. Bu Allah’a zor değildir.

Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin
Soru ve Cevaplarla İslâm’ın Rukünleri 190

Kategoriler
Dersler
Vahiy Mescidi
  • /ANKARA
Sitemizde yer alan içeriklerin kaynak gösterilerek paylaşılmasında mahzur yoktur.
vahiymescidi.com © 2025