06 Nisan 2025 Pazar
08 شوال 1446 الأحد
Borçlunun sadaka vermesi sahîh olur mu? Borçludan şer‘î hakları ne düşürür?

Sadaka şeran emredilen harcamalardandır. Yerinde yapıldığı zaman Allah’ın kullarına bir iyiliktir. İnsan bundan dolayı sevap kazanır ve kıyâmet günü sadakasının gölgesinde gölgelenir. Kabul şartlarını taşıdığı zaman insan ister borçlu olsun ister borçlu olmasın makbuldür, Allah tarafından kabul edilir. Kabul şartları şunlardır: Sadece Allah rızâsı için olmalı, helal ve temiz kazançtan yapılmalı ve yerinde yapılmalı. Şer‘î delîller gereği bu şartlarla birlikte kabul edilir. İnsanın borçlu olmaması şart değildir. Fakat borcu elindeki bütün malını kapsayacak kadar büyük olduğu zaman üzerine vâcib olan borcu bırakıp da sadaka vermesi hikmete uygun ve akıllı bir davranış değildir. Sadaka vâcib değil, mendupdur. Önce vacibi yerine getirmeli, sonra sadaka vermelidir. Âlimler bütün malını kapsayacak kadar borçlu olduğu halde bir kimsenin sadaka vermesi konusunda ihtilâf etmişlerdir.

Bazılarına göre böyle bir kimsenin sadaka vermesi câiz değildir. Çünkü bu, alacaklısına zarar vermek ve zimmetini bu vâcib borçla meşgul bırakmak demektir. Bazılarına göre câizdir, fakat hilaf-ı evladır, yani önce borcunu ödemesi daha uygun bir davranıştır. Her halükârda borcu elindeki bütün malını kapsayan kimsenin borcunu ödeyinceye kadar sadaka vermesi uygun değildir. Çünkü vâcib nafileden öncedir. Borcunu ödeyince kadar borçlunun muaf tutulduğu şer‘î haklara/yükümlülüklere gelince: Bunlardan birisi hacdır. Borçlu bir kimsenin üzerine borcunu ödeyinceye kadar hac farz değildir. Zekâta gelince âlimler borçludan zekât düşer mi, düşmez mi? ihtilâf etmişlerdir. Kimine göre ister zâhiri mallar olsun ister zâhiri olmayan mallar olsun borcun karşılığı olan kısımdan zekât düşer, yani borcu kadar kısmın zekâtını vermez. Kimine göre ise borcu kadar kısmından da zekât düşmez, aksine borcu nisabı eksiltse bile elinde olan malının tamamının zekâtını vermesi gerekir. Bazı âlimler de malları ikiye ayırmışlar ve şöyle demişlerdir: Eğer nakit ve ticaret eşyası gibi görünmeyen ve müşahede edilmeyen bâtıni mallar ise borç mukabili olan kısmından zekât yükümlülüğü düşer. Eğer hayvanla ve toprak mahsulleri gibi zâhiri mallar ise zekât yükümlülüğü düşmez.

Bana göre sahîh olan şudur: İster zâhiri mal olsun ister bâtıni mal olsun zekât yükümlülüğü düşmez ve elinde zekâtı gerektirecek kadar malı olan herkesin borçlu dahi olsa zekâtını ödemesi gerekir. Çünkü zekât mala ait bir yükümlülüktür. Allah teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Onların mallarından sadaka al ki, onunla kendilerini temizlersin, tertemiz edersin. Bir de haklarında hayır dua et. Çünkü senin duan kalplerini yatıştırır. Allah işitendir, bilendir.” (Tevbe: 103). Nebî صلى اللّٰه عليه وسلم de Muaz b. Cebel’i Yemen’e gönderdiği zaman ona şöyle emretmiştir: “Onlara Allah’ın, üzerlerine mallarında zenginlerinden alıp fakirlerine vereceğin zekâtı farz kıldığını bildir.” Hadîs Buhârî’de bu lafızlarla geçer. Kitap ve sünnetten alınan bu delîllerle konu aydınlığa kavuşmuş bulunmaktadır.
Demek ki zekât ile borç arasında bir çelişki yoktur. Çünkü borç zimmette vâcibtir, yani kişinin kendisine ait bir yükümlülüktür. Zekât ise malda vâcibtir, mala ait bir yükümlülüktür. O halde bunlardan her biri diğerinin yerinde değil, kendi yerinde vâcibtir. Aralarında bir çelişki ve çatışma yoktur. O zaman borç, sahibinin zimmetinde varlığını devam ettirir, zekât da varlığını malda devam ettirir, mal sahibi her halükârda bu zekâtı malından çıkarır, verir.

Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin
Soru ve Cevaplarla İslâm’ın Rukünleri Fetva no: 359

Kategoriler
Dersler
Vahiy Mescidi
  • /ANKARA
Sitemizde yer alan içeriklerin kaynak gösterilerek paylaşılmasında mahzur yoktur.
vahiymescidi.com © 2025