04 Ocak 2025 Cumartesi
04 رجب 1446 السبت
Peygamberimizin doğum gününü kutlamanın hükmü nedir?

Birincisi: Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in hangi gece doğduğu kesin olarak bilinmemektedir. Hatta bazı çağdaş araştırmacılar onun Rebiulevvel ayının dokuzuncu gecesi doğduğu sonucuna varmışlardır, bu ayın on ikinci gecesi doğduğunun bir dayanağı yoktur. O zaman Peygamberin doğumunu Rebiulevvel ayının on ikinci gecesi kutlamanın tarihi açıdan bir dayanağı yoktur.

İkinci olarak: Şer‘î açıdan da mevlid kutlamalarının bir dayanağı yoktur. Çünkü bu, Allah tarafından meşru kılınmış olsaydı Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم de bunu yapar ve ümmetine tebliğ ederdi. Eğer yapmış ve tebliğ etmiş olsaydı bunun da muhafaza edilmiş olarak aktarılması gerekirdi. Çünkü Allah teâlâ şöyle buyurmuştur: “Zikri kesinlikle biz indirdik; elbette onu yine biz koruyacağız.” (Hicr: 9). Bu konuda herhangi bir bilgi olmadığına göre bu, Allah’ın dîninden değildir. Allah’ın dîninden olmayınca da bununla Allah’a ibâdet etmemiz ve bununla Allah’a yaklaşmamız câiz olmaz. Allah teâlâ kendisine ulaşmak için belli bir yolu gösterdiği zaman –ki o yolu bize Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم vâsıtasıyla göstermiştir– nasıl olur da biz kullar olarak kendi kendimize bizi Allah’a ulaştıracak bir yol belirleyebiliriz? Bu, Allah’ın dîninden olmayan bir şeyi meşru kılmak suretiyle Allah’ın hakkına bir tecavüzdür. Ayrıca Allah’ın şu âyetini yalanlamayı da içermektedir: “Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim ve üzerinize nimetimi tamamladım.” (Mâide: 3). Deriz ki bu kutlama dînin kemâlinden olsaydı, Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in ölümünden önce de mevcut olması gerekirdi. Dînin kemâlinden değilse dînden olması da mümkün değildir. Çünkü Allah teâlâ “Bugün sizin dîninizi kemâle erdirdim” buyuruyor. Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’den sonra ortaya çıktığı halde kim bunun dînin kemâlinden olduğunu iddia ederse onun bu sözü bu âyeti kerimeyi yalanlamayı ihtiva etmiş olur.

         Şüphe yok ki Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’in doğumunu kutlayanlar bununla sadece ona saygı ve sevgi göstermeyi, bu kutlamalarda ona karşı sıcak duyguların oluşması için himmetleri harekete geçirmeyi hedefliyorlar. Bunların hepsi birer ibâdettir. Peygamberi sevmek bir ibâdettir. Hatta bir kimse Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’i kendi çocuklarından, ana babasından ve bütün insanlardan daha çok sevmedikçe îmânını tamamlamış olamaz. Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’e saygı göstermek bir ibâdettir. Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’e karşı sıcak duyguları tutuşturmak da dîne yönelişe sebep olacağı için dîndendir. O halde Allah’a yaklaşmak ve Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’e tazim maksadıyla mevlid kutlaması yapmak bir ibâdettir. Bu bir ibâdet olunca da asla câiz olmaz. Çünkü bu Allah’ın dîninde onda olmayan yeni bir şey ihdas etmektir. Mevlid kutlaması yapmak bid‘attir ve haramdır. Sonra biz bu kutlamalarda dînin, aklın ve duygunun onay vermediği çok büyük kötülüklerin de bulunduğunu işitmekteyiz. Onlar içerisinde Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم ’e karşı aşırı ifadelerin de bulunduğu kasideler söylüyorlar. Hatta –Allah korusun– onu Allah’tan daha büyük olarak gösteriyorlar. Yine duyduğumuza göre bu kutlamalara katılan bazı ahmaklar, okuyucu mevlid kıssasını okuduğu zaman sıra onun doğumuyla ilgili bölüme gelince, Peygamber’in ruhu buradadır, ona saygı için ayağa kalkarız, diyerek hepsi birden ayağa kalkıyorlar. Bu bir ahmaklıktır. Sonra ayağa kalkmaları bir edep de değildir. Çünkü Peygamber صلى اللّٰه عليه وسلم kendisi için ayağa kalkılmasından hoşlanmazdı. Onun ashâbı onu en çok seven kimseler olmalarına ve ona bizden çok saygı göstermelerine rağmen onun bundan hoşlanmadığını gördükleri için o hayatta iken onun için ayağa kalkmazlardı. O halde bu hayaller ve kuruntularla nasıl ayağa kalkılır?

Bu bid‘at –yani mevlid bid‘ati– ilk üç faziletli neslin hayattan çekilmesinden sonra ortaya çıktı. Bu bid‘at, bazı beldelerde kadınlarla erkeklerin birbirleriyle karışık halde bulunmaları gibi diğer kötülüklerin yanında dînin aslını ihlal eden bu kötülükleri de beraberinde getirdi.

Şeyh Muhammed bin Salih el-Useymin
Soru ve Cevaplarla İslâm’ın Rukünleri Fetva no: 89

Kategoriler
Dersler
Vahiy Mescidi
  • /ANKARA
Sitemizde yer alan içeriklerin kaynak gösterilerek paylaşılmasında mahzur yoktur.
vahiymescidi.com © 2025